istemsiz kasilma ve titremeler
Bursa Acıbadem Hastanesi Nöroloji doktorlarından Nebahat Bilici, beyin hareketini kontrol eden merkezlerdeki problemlerin Parkinson’dan, esansiyal tremora ve distoniye kadar geniÅŸ bir grup hastalığa yol açtığını söyledi.
Titreme, istemsiz hareketler ya da hareketlerde yavaÅŸlıkla kendini gösteren bu hastalıkların tedavisinin öncelikle ilaçlarla yapıldığını açıklayan Dr. Nebahat Bilici, “Ancak kullanılan ilaçlar yeterli görülmediÄŸi takdirde cerrahi yöntemlere baÅŸvurulabiliyor” dedi.
Bilici, hareket bozukluklarının, hareketi ince planda kontrol eden beyindeki merkezlerin hastalıklarına baÄŸlı olarak oluÅŸan ve yavaÅŸlık ya da istemsiz hareketlerle kendini gösteren geniÅŸ bir grup hastalığı kapsadığını ifade ederek, “Bu hastalıklardan en sık görüleni, temelde yavaÅŸlık ve titreme ile seyreden Parkinson hastalığı. Bir diÄŸer hareket bozukluÄŸu da, genç eriÅŸkinlik döneminde baÅŸlayan ve yaÅŸla birlikte artan iyi huylu bir titreme bozukluÄŸu olarak tanımlanan esansiyel tremor hastalığı. Vücudun deÄŸiÅŸik bölgelerini etkileyen istemsiz kasılmalarla kendini gösteren hareket bozuklukları arasında da en sık görülen distonidir” ÅŸeklinde konuÅŸtu.
PARKİNSON, KRONİK BİR HAREKET BOZUKLUĞU HASTALIĞI
Sözlerini sürdüren Bilici, kronik bir hareket bozukluğu olan Parkinson hastalığı ve nedenleriyle ilgili şu açıklamalarda bulundu:
“Parkinson hastalığı, beyindeki dopamin hücrelerinin hasara uÄŸraması sonucunda oluÅŸan kronik bir hareket bozukluÄŸu hastalığı. İlk kez 1817 yılında İngiliz hekim James Parkinson tarafından “titrek felç” adıyla tanımlanmış. Hastalığın baÅŸlama yaşı 40 ile 70 arasında deÄŸiÅŸse de genellikle 60 yaÅŸ sonrasında baÅŸlıyor. Ancak hastaların yüzde 5 ile 10′unda semptomlar, 20 ile 40 yaÅŸları arasında ortaya çıkıyor. Parkinson hastalığının görülme sıklığı erkeklerde kadınlara oranla biraz daha fazla. Parkinson hastalığı sinsi baÅŸlayan ve ilerleyen bir hastalık olduÄŸu için semptom ve bulguları hasta ve yakınları tarafından yaÅŸlanmanın doÄŸal bir belirtisi olarak algılanıyor”.
Bilici, Parkinson hastalığının tremor (titreme), rijidite (kas sertliği) ve bradikinezi (hareketlerde yavaşlama) olarak adlandırılan üç temel belirtisi olduğuna dikkat çekerek şu bilgileri verdi:
“Titreme çoÄŸunlukla bir parmakta, elde, bazen de bir ayakta ortaya çıkar. BaÅŸlangıçta aralıklı olup zamanla sürekli hal alır ve karşı uzva da geçer. Rijidite ise daha çok kollarda, bacaklarda, boyunda ve bazen de sırttaki kas gruplarının aynı anda kasılarak harekete engel olmasıdır. Bradikinezi, Parkinson hastalığının belki de özürlülük oluÅŸturan en temel belirtisi olan hareketlerdeki yavaÅŸlamadır. Bu, hastaların en çok sıkıntı çektiÄŸi bulgulardan bir tanesidir. Denge bozukluÄŸu, küçük adımlarla yürüme, öne doÄŸru hafifçe eÄŸik durma, konuÅŸmada bozulma, ciltte yaÄŸlanma, kabızlık, idrar yapma bozuklukları, yutma güçlüğü, tükürük salgısının artışı gibi belirtiler Parkinson hastalığı ile görülebilen diÄŸer ÅŸikayetler. Ayrıca Parkinson hastalarında anksiyete, Depresyon, uyku bozuklukları, saldırganlık, halüsinasyon ve psikoz gibi psikiyatrik belirtiler de görülebiliyor”.
Kronik bir hastalık olan Parkinson için verilen ilaç tedavisinin ömür boyu sürmek zorunda olduÄŸuna da deÄŸinen Dr. Nebahat Bilici, hastalığın tedavisinde kullanılan ilaçların, özellikle hareketlerde yavaÅŸlama ve kas sertliÄŸi üzerine etki gösterdiÄŸini ve yan etkilerinin çok fazla olduÄŸunu söyledi. Bilici, bu nedenle ilaç tedavisindeki genel prensibi, düşük dozla baÅŸlayıp dozu yavaÅŸ bir ÅŸekilde artırmak ve böylece yan etki olasılığını azaltmak olarak açıkladı. Parkinson tedavisinin temelinde tedavinin yarar ve zarar dengesinin kurulmasının yattığını belirten Dr. Bilici, eÄŸer yan etkiler hastanın hayatında ve yaÅŸamsal fonksiyonlarında ciddi bir problem yaratmıyorsa ilaçların mutlaka kullanılmasını önerdi. Bir diÄŸer grup ilacınsa, hastada hareket yavaÅŸlığı, titreme ve kas sertliÄŸine sebep olan, beyindeki inhibitör (baskılayıcı) sistemini devreden kaldırmak amacıyla kullanıldığının Altını çizen Bilici, “Bunlar özellikle titreme üzerinde çok etkili, ancak genç hastalarda tercih edilmesi gerekiyor. Çünkü 60 yaşın üzerindeki hastalarda unutkanlık ve mental fonksiyonlarda yavaÅŸlama yapıyor. Ayrıca göz tansiyonu olan hastalarda kullanılmaması gerekiyor. İlaç, beyindeki dopamin hücrelerinin sentez ve salınımını artırıyor. İleri yaÅŸlardaki hastalarda halüsinasyon, ÅŸuur durumunda bozulma ve algı güçlüğüne yol açabiliyor” diye konuÅŸtu.
DİSTONİLER, İSTEM DIŞI KAS KASILMALARI
Distoniler’i, kasların istem dışı oluÅŸan seÄŸirmelerini, spazmlarını ya da hareketlerini içeren bir grup duruma verilen ortak bir isim, sürekli veya tekrarlayıcı istem dışı kas kasılmaları olarak tanımlayan Dr. Nebahat Bilici, distonilerin eÄŸilip blından “titrek felükülme ve dönme hareketleri ÅŸeklinde gerçekleÅŸtiÄŸini, hareketi ince planda kontrol eden beyindeki merkezlerin hastalıklarına baÄŸlı olarak oluÅŸtuÄŸunu söyledi.
Bilici, bu spazmların ve hareketlerin, gözler, boyun ya da bir uzuv (kol, bacak) gibi vücudun bir kısmında (genel distoni), boyun ve kollar gibi daha büyük bir bölgede (segmental distoni), vücudun birçok bölgesinde (mültifokal distoni), aynı taraftaki bir kol ve bacakta (hemidistoni) veya vücudun bütününde (genel distoni) görülebildiÄŸini belirterek, “En sık görülen distoni tiplerinden birisi blefarospazm yani göz çevresindeki kaslarda görülen distoni. Göz kırpmada ya da kısmada artış ve gözleri açık tutmakta yaÅŸanan genel güçlük blefarospazmın erken semptomları arasında sayılıyor. Hastada, gözlerin kırpılması ya da kısılması gitgide sıklaşıyor ve sürekli hale gelip göz kapaklarını tamamen kapanmaya zorlayıncaya kadar devam ediyor. Bu durumun ilerlemiÅŸ aÅŸamasında hastalar gözlerini açamaz duruma geldikleri için fonksiyonel körlük yaşıyorlar. Yani görme bozukluÄŸu olmadığı halde göremez duruma geliyorlar” açıklamasında bulundu.
Hastalığın ortalama baÅŸlangıç yaşının 50 olduÄŸuna iÅŸaret eden Dr. Bilici, “Kadınlarda erkeklerden 3′te 2 oranında daha fazla görülüyor. Göz irritasyonu, fotofobi (ışığa duyarlılığın artışı) ve aşırı göz kırpma refleksi hastalığa eÅŸlik ediyor. stres, yorgunluk, yukarı bakma, parlak ışık, araç kullanma, TV seyretme ve konuÅŸma gibi faktörler hastalığı artırabiliyor” dedi.
Nöroloji doktoru Nebahat Bilici, hastalığın sık görülen başka bir tipi olan spazmodik disfonin, boğazda bulunan gırtlak kaslarını dolayısıyla ses tellerini etkilediğini belirterek, vurgulu kısık sesle veya kesik kesik konuşma, çoğunlukla spazmodik disfoninin ilk görülen semptomları olduğunu ifade etti. Sözlerine devam eden Bilici, bu durumda, ses teli kaslarının kasılarak konuşmayı gitgide zorlaştırdığını, hatta bazen olanaksız hale getirdiğini söyledi.
Bilici, distonilerin en sık görülen çeÅŸidi servikal distonininse, boynu etkileyerek başın dik tutulmasını zorlaÅŸtırdığını açıklayarak, “Boyun kaslarının kasılması sonucunda; baÅŸ yana, arkaya veya öne eÄŸik pozisyonda kalır. Bu durumların neden olduÄŸu Anormal duruÅŸlar sıkıntı verici aÄŸrıya yol açabiliyor. Hastaların 2/3′ü kadın, ortalama görülme yaşı ise 50. Ekstremite distonisi ya da yazar krampı olarak adlandırılan tipte ise kiÅŸi, yazı yazmaya baÅŸladığı zaman el ve ön kol kaslarında spazm meydana geliyor. Yazar krampı 20 ile 50 yaÅŸları arasında baÅŸlıyor. Stres ve fiziksel yorgunluk ile artıyor. Oromandibular distoni, çiÄŸneme kaslarında oluÅŸan kas kasılması. Buna baÄŸlı olarak konuÅŸma, çiÄŸneme ve yutma güçlüğü geliÅŸiyor. Gövde distonisi, gövdede öne, arkaya, yanlara doÄŸru eÄŸilip bükülme hareketleri ile kendini gösteriyor. Erken dönemde, gövde hareketleri sadece yürüme ve koÅŸma sırasında görülürken, ileri dönemlerde oturma ve yatma sırasında da ortaya çıkabiliyor” dedi.
Distoni tedavisinde eğer hastalık tek kasa veya birkaç grup kasa sınırlıysa oldukça etkin olan ve yan etkisi az olan Botilinum toksininin(botox) ilk seçenek olduğunu ve etkinliğinin 6 ay sürdüğünü belirten Bilici, diğer ilaç seçeneklerinin, geniş kas grubunda distoni varsa veya botilinum toksini tedavisine yanıt alınamazsa tercih edildiğini söyledi.
NEDENİ BELLİ OLMAYAN TİTREMELER
Nebahat Bilici, esansiyel tremorun (benign ailevi tremor) en yaygın görülen nörolojik hastalıklardan biri olmasına raÄŸmen neden oluÅŸtuÄŸuna dair ellerinde yeterli bir veri olmadığını açıkladı. “Nedeni belli olmayan titremeler” olarak da isimlendirilen bu hastalığın oluÅŸumunda genetik faktörlerin rolünün büyük olduÄŸunu belirten Dr. Bilici, “Hastalığın, beyincikteki çıkış yollarındaki bozukluk sonucu olarak ortaya çıktığı düşünülüyor” dedi.
Hastalığın özelliÄŸini, bilateral (iki taraflı) olması yani her iki elde de titreme görülmesi olarak ifade eden Bilici, “YaÅŸla birlikte artış gösteriyor. Hastanın yazı yazma, bardak doldurma, yemek yeme gibi istemli hareketleri bozuluyor ve hayati fonksiyonları çok kısıtlanıyor. BaÅŸ, yüz, çene, ses, dil, gövde, bacaklarda titreme bazı vakalarda yıllar sonra ortaya çıkabiliyor” ÅŸeklinde konuÅŸtu.
Dr. Bilici, esansiyel tremorun sürekli ve yavaş ilerleyen bir hastalık olduğunu vurgulayarak, kesin bir tedavisi olmadığı gibi tedavi seçeneklerinin de sınırlı olduğunu söyledi. Medikal tedavide titremeyi baskılayan ve azaltan ilaçlar kullandıklarını ve bu ilaçların hastalar tarafından çok iyi tolere edilebilmesi için düşük dozlarda ve yavaş yavaş arttırılarak kullanılması gerektiğini bildiren Bilici, böylece yan etki olasılığının azalarak hastada optimum yarar sağlanacağını kaydetti.
HAREKET BOZUKLUKLARINDA CERRAHİ SEÇENEKLER
Dr. Nebahat Bilici, hareket bozuklukları hastalıklarında, ilaç tedavisinin hastalar üzerinde oldukça etkili ve olumlu sonuçlar verdiÄŸini söyledi. Medikal tedavinin birinci basamak olduÄŸunu belirten Dr. Bilici, “Ancak medikal tedaviden yarar görülemediÄŸi durumlarda cerrahi tedaviye baÅŸvuruluyor. Hasta artık ilaca yanıt vermiyorsa, ilaç tedavisi hastada yeterli katkıyı getirmiyorsa, yeterli katkı getirse de aşırı yan etkileri dolayısıyla uygun dozda ilaç tedavisi uygulanamıyorsa, bu gibi durumlarda cerrahi yöntemler uygulanıyor” dedi. Sözlerini sürdüren Bilici, beyin cerrahisinin, hareket bozukluklarından ÅŸikayetçi olan hastalara yardımcı olabilecek giriÅŸim yöntemlerinin en önemlilerini, iÄŸneyle yakma, pil takma ve gamma knife yöntemleri olrak sıraladı. Bilici, “Hastanın ÅŸikayetlerine göre ameliyatla ulaşılması gereken beyindeki çekirdek belirleniyor. Titremesi çok olan hastada talamus çekirdeÄŸine iÅŸlem yapılması gerekirken yürümesi sıkıntılı, adalelerinde sertlik ve hareketlerinde kısıtlılığı olan hastada pallidum çekirdeÄŸine iÅŸlem yapılması gerekiyor. Ancak o bölgelere hangi yöntemle iÅŸlem yapılacağına hastayla konuÅŸarak karar veriliyor. Hastaya iÄŸneyle yakma, pil takma ve gammaknife yöntemlerinin avantajları ve dezavantajları anlatılıyor. Son kararı doktor ve hasta birlikte veriyor” açıklamasında bulundu.
Özellikle Parkinson hastalığının hareket hastalıkları cerrahisinde en büyük grubu oluÅŸturduÄŸunu söyleyen Dr. Nebahat Bilir, ancak ameliyatların hiçbirinin Parkinson hastalığını tamamen yok etmeye yönelik olmadığını ifade etti. Bilir, “Ameliyatlar sonrasında, iÅŸe gidemeyen hasta iÅŸe gidebilir hale gelaraması sonucunda oluÅŸan kronirken, eli titrediÄŸi için yemeÄŸini yiyemeyen ya da suyunu içemeyen hasta bunları yapabilir hale geliyor. Hastanubın Parkinson hastalığıyla ilgili medikal tedavisiyse ilaç dozları ayarlanarak devam etmek zorunda” dedi.
İĞNEYLE YAKMA YÖNTEMİ
Bu yöntemde, titremeyi durdurmak, istemsiz hareketleri engellemek veya hastanın yürüyüşünü düzelterek günlük aktivitelerini artırabilmek için beyindeki bu bozukluklara sebep olan zincirin içindeki çekirdeÄŸin hedeflenerek yakılıp yok edildiÄŸini kaydeden Kozyatağı Acıbadem Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahı Uzmanı Doç. Dr. Selçuk Peker, bunların, beynin içinde yer alan Mercimek büyüklüğünde küçücük çekirdekler olduÄŸunu belirterek bu çekirdeklere çok ileri bilgisayar teknikleriyle yapılan hesaplamalar sonucunda ulaÅŸabildiklerini söyledi. İğne yakma yöntemi konusunda bilgilendiren Doç. Dr. Peker, “Hedef çekirdek belirlendikten sonra küçük ve ince bir elektrotla oraya ulaşıyoruz. Elektrik enerjisiyle çekirdeÄŸi yakarak tahrip ediyoruz. ÇekirdeÄŸin yok edilmesiyle bozukluÄŸa sebep olan zincir kırıldığı için hastanın varolan ÅŸikayetlerinde gerileme oluyor. Yakma iÅŸlemi talamus denen büyük çekirdekte yapılırsa buna talamotomi, palllidum denen çekirdekte yapılırsa buna pallidotomi deniyor. Her hastalıkta farklı bir yer hedef alınıyor” diye konuÅŸtu.
“Yakarak tahrip etme iÅŸleminin en büyük avantajı, bir elektrotla girip önceden belirlenmiÅŸ bölgeyi yakıp, elektrotu çıkardıktan sonra iÅŸlemin bitiyor olması” diyen Peker, en büyük dezavantajınıysa, yakma iÅŸlemi sırasında yapılanların kalıcı olması ve tekrar aynı yere girme seçeneÄŸinin kısıtlı olması olarak açıkladı. Tedavinin titremedeki baÅŸarı oranının yüzde 90-95 civarında olduÄŸuna iÅŸaret eden Doç. Dr. Peker, ameliyattan sonra hastaların titremesinin tamamen durduÄŸunu, hareketleri artırıcı ve ilaçlara baÄŸlı geliÅŸen istemsiz hareketleri azaltıcı ameliyat olan Pallidotomi’de ise hastanın hareketlerin iyi bir düzeye gelme ihtimalinin yüzde 80 civarında olduÄŸunu kaydetti.
PİL TAKMA YÖNTEMİ
Doç. Dr. Selçuk Peker, bu grup cerrahi yöntemde, tespit edilen çekirdeklere ince bir elektrik kablosu yerleÅŸtirilerek o elektrik kablosunun ucunun göğüste bulunan bir pile baÄŸlandığını söyledi. Göğüs ön duvarında, cildin altında yer alan bu pilin, çekirdeÄŸe sürekli elektrik akımı vererek çekirdeÄŸin fonksiyonlarını deÄŸiÅŸtirdiÄŸini belirten Doç. Dr. Peker, “Elektrik enerjisi uygulamanın adınınsa DBS (derin beyin stimülasyonu). DBS’de, beyinde hedeflenen yere yerleÅŸtirilen elektrot, göğse yerleÅŸtirilen pille kontrol edilebiliyor. Pilin dalga boyu, voltajı ayarlanarak oraya verilen elektrik enerjisinin düzeyi deÄŸiÅŸtirilebiliyor. Belirlenen bölgede hiçbir yer tahrip edilmiyor” dedi.
Doç. Dr. Peker bu iÅŸlemin avantajlarını şöyle anlattı: “ÖrneÄŸin, elektrot takılan hastada bir yıl sonra hafif titremeler tekrar baÅŸlarsa, pil üzerinde gerekli ayarlamaları yaparak, elektrik enerjisini biraz daha artırarak ya da dalga boyunu deÄŸiÅŸtirerek titremeyi tekrar durdurmak mümkün. Cildin altındaki pile, elektromanyetik bir aletle müdahalede edip ayarlarını deÄŸiÅŸtirebiliyoruz, hatta kapatabiliyoruz. Beynin belirli bir çekirdeÄŸine yerleÅŸtirilmiÅŸ olan elektrot, belli bir elektrik enerjisi yayarak etrafındaki alanda bulunan sinir hücrelerinde bir davranış deÄŸiÅŸikliÄŸine yol açıyor. Belli bir zaman sonra, akaraması sonucunda oluÅŸan kronım aynı kalsa da sinir hücrelerinin ona verdiÄŸi cevap deÄŸiÅŸiyor. Bu yüzden o sinir hücrelerine daha kuvvetli etki etmek gerekiyor. Bazen de elektrik akımı belli bir düzeyden sonra hastaya fazla gelebiliyor ya da yan etkiye sebep olabiliyor. O zaman da akımın düzeyinin azaltılması gerekiyor. Pil takmanın, tahrip ederek yakma yöntemine göre avantajları çok daha yüksek. Öncelikle yan etkisi daha az. Titremedeki baÅŸarı oranı ise yüzde 95′in üzerinde”.
Talamusun altındaki çekirdeÄŸi (subtalamik nukleus) hedefleyen giriÅŸimlerde daha çok DBS’nin tercih edildiÄŸini ifade eden Peker, “Özellikle buraya uygulanan DBS iÅŸleminde Parkinson hastalığının bir çok bulgularını geriletmek, hastanın aldığı ilaçların miktarını düşürmek mümkün olabiliyor. Bu yöntemle, yatağından kalkamayacak kadar kötü durumdaki bir hastayı günlük hayatını sürdürüp iÅŸine gidebilir hale getirmek mümkün” dedi.
GAMMA KNİFE TEDAVİSİ
Hareket bozukluklarının tedavisinde bir baÅŸka seçenek olan gamma knife teknolojisini anlatan Beyin ve Sinir Cerrahı Uzmanı Doç. Dr. Selçuk Peker, “Bu tedavide yakarak tahrip etme iÅŸlemi gamma knife aracılığıyla yapılıyor. Gamma knife teknolojisini sadece talamus çekirdeÄŸi için kullanabiliyoruz. Bu iÅŸlemde amacımız, hastanın kafasının içine iÄŸne gibi herhangi bir ÅŸey sokmadan, hastanın kafatasını açmadan hatta hastayı ameliyathaneye almadan gama ışınlarını o çekirdeÄŸe yönlendirmek ve orayı yakmak” açıklamasında bulundu.
“BaÅŸarı oranı çok yüksek” diyen Doç. Dr. Peker, “Ancak gamma knife ile yapılan iÅŸlemin sonuçları diÄŸer ameliyatlardan farklı olarak o anda deÄŸil birkaç ay sonra ortaya çıkıyor. Yani hastanın titremesinin geçmesi için birkaç aylık bir süre geçmesi gerekiyor. Çünkü hastaya verilen gama ışınlarının etkisi belli bir dönemden sonra ortaya çıkıyor. Gamma knife sonrasında hastanın hastanede yatması gerekmiyor. Hasta operasyondan sonra aynı Gün evine gidebiliyor” ÅŸeklinde sözlerini tamamladı.
İHA


Leave a Comment
You must be logged in to post a comment.